28 Kasım 2007 Çarşamba

Eski Yakacık-Yeni Yakacık

(Yakacık yazıları I)





Bugün sizlere eski Yakacıklılardan anılar derledim.
Bugünkü Yakacık’tan fotoğraflar eşliğinde…
Eski Yakacık’ta Yahudiler Ermeniler, Rumlar hep birlikte yaşar, Ayazma’da Şekersuyunda yaz akşamlarında birlikte eğlenirmiş. Ayazma’daki eğlence yerlerinde saksofonla caz çalınırmış. Tabii artık ne o eski insanlar, ne de eski yaşam tarzı kaldı. Burası İstanbul’un balkonu hala, ama manzarayı beton binalar doldurmuş durumda.
***



Keçi Kalesi eski İstanbul -İzmit yolunu denetim altında tutmak üzere yapılmış. İstanbul’un işgali sırasında İngilizler Yakacık sırtlarında bulunan bu kaleyi işgal etmiş. Yakacık halkında top-tüfek ne gezer? Mumları keçilerin boyunlarına takıp yakmışlar. Sonra da kaleye doğru kovalamışlar. İngilizler gecenin karanlığında kendilerine doğru gelen bir sürü ışığı insan sanmış ve hızla kaleyi terk edip gitmiş.

***



Yakacık’ta bugün hala kalıntısı duran bir yazlık sinema vardır. Tahta sandalyeli bu sinemada yaz geceleri yıldızların altında çekirdek yenerek biraz gürültülü biçimde yıldız seyredilirmiş. Ayazma yolu üzerindeki Avcı Sinemasında Türkan Şoray’lı Hülya Koçyiğit ve Fatma Girik’li filmlere gidilirmiş.

***

Yaz akşamlarını sinemadan başka bir de konserler şenlendirirmiş. Meydandaki büyük çınara film afişlerinin yanına konser posterleri asılırmış. Sonra herkes Şükran Ay dinlemeye gidermiş. Tabii yine çekirdekler ve Elvan gazozlarıyla…

***

NOT: Bu yazıyı ilk olarak 6.7.2006 tarihinde Wordpress'te (http://nicomedian.wordpress.com/2006/07/06/eski-yakacik-yeni-yakacik/) adresinde yayınladım. Yukardaki yazıma yorumlarıyla çok değerli katkılarda bulunanlar oldu. Bu katkıları Wordpress'e (mahkemenin koyduğu yasak nedeniyle) ulaşamayanlar için buraya da eklemek istedim.
NOT 2: Yukarda yazlık sinemanın hala kalıntısının durduğunu yazmışım. Hemen düzelteyim. Bugün (20.9.2008) bu yazının yazılışının üzerinden iki yıl geçti ve o kalıntının yerinde bir apartman yükseldi. Bu da son bir yıldır ne yaman bir betonlaşma hareketi içinde olduğumuzun kanıtıdır kanımca.

Bu yazıya şu ana kadar (20.9.2008) Wordpress'te (http://nicomedian.wordpress.com/2006/07/06/eski-yakacik-yeni-yakacik/) adresinde -ki eski blog yazılarımın adresidir- yapılan yorumlar:


23 Responses to “ Eski Yakacık Yeni Yakacık ”
Comments RSS

1. Ayn

Hos geldin aramiza sefalar getirdin.
Saygilar.
2. nicomedian

İtiraf ediyorum ve teslim oluyorum: Sizin Beyoğlu-Çiçek Pasajı yazılarından ilham aldım,evet :))
3. Ayn

Yazini bir daha oku.Ne güzel olmus degilmi ?…
4. kaan

merhabalar yakacık hakkındaki bu bilgileri nerden edindiniz ben yakacığın yerlisiyim bir an o eski günleri hatırladım insanlar yakacığa has kağıt kebabı yemeye gelirler haylada var hafta sonları ayazmada oluyor. Yakacığın meydanından ayazmaya paytonlar kalkardı yazlık sinaması şu an oto yıkama oldu :) çok anılarım vardı o sinamada 78 doğumluyum ama bir çok eski halini bilirim. Yakacıkla ilgili site yapiğim derken yazınızı okudum bir an duygulandım.Yakacıkla bir ilişkiniz varmı yoksa evliya çelebi gibi her yerden kısa yazılar mı yazıyorsunuz
5. nicomedian

Kaan Bey,
Size ayrıntılı bir cevap yazdım. Posta kutunuza bakın lütfen. paylaştığınız anılar için teşekkürler.
6. Fikri

bende yakacığın yeni nesil gençlerinden biriyim ve keşke herkes bu güzelliği sizin gibi görebilse diyerek eskisiyle yensiyle hepinizi bu güzelliği yaşamaya davet ediyorum.
7. Umut

MErabalar bende Dogdum gozlerımı yakacıkta actım burası dunyanın en guzel yerı olsa gerek ıstanbul ayaklarınızın altında İstanbulda yasayan her ınsanın ayazmada en azından bır semawerden cay ıcmesı lazım dıye dusunuyorum ne mutlu yakacıklıyım dıyene :) sewgıler saygılar…
8. ARZU ECERCAN

BENDE YAKACIKLIYIM 37 YAŞINDAYIM O GÜNLERİN SON DEMLERİNİ YAŞADIM.ÇOK GÜZELDİ
9. ali diricanlı

selam yakacık ın eski zamanlarını ve günlerini çok güzel anlatmışsınız.sizlere teşekkürler.yakacık ın eski günlerini ve yakacık ı çok özlüyoruz.bu arada kaan a selamlar arkadaşım olur
10. suheyla

selam ben de yakacıklıyım .Bayramoğullarının kızıyım. Yakacıkta doğdum ve büyüdüm.harika biryerdi eskiden tabi. 43 yaşımdayım.yakacık meydanında her milli bayramda şiir okudum. törenler daha çoşkulu olurdu o zamanlar . ah o konserler erdem sinemasında toplu sünnet törenleri ve eğlenceler harikaydı. Yakacıkta 3 sinema salonu vardı.renk sineması kapalı salondu. Aarzu ve mehtap yazlıktı.Herkes birbirini tanır ve komşuluk yapardı.şimdi yakacıka geldiğimde tanıdıklarımı göremiyorum.şimdi çengelköylü oldum ama kalbim yakacık diye atıyor.Çocukluğumun ve gençkızlığımın geçtiği o harika yeri nasıl unutabilirim. Tüm eski yakacıklılara ve izlerini bulamadığm okul arkadaşlarıma selamlar.
11. suheyla

yakacık Hasanpaşa İlköğretimokulunun mezunlarına 27 mayıs günü pilav günü var. bu okuldan mezun olan arkadaşlar hadi o gün saat 15.00 ila 17.00 arası bende orada olucam eski arkadaşlarımı inşallah görürüm. okulun sitesine girin nostalji sayfası bir harika
12. yıldırım

Ben yakacıkta doğup büyüdüm yakacığın eskisi ve yenisi arasında tabiki çok fark var ,elimde olsa o eski günleri geri getirirdim .Şimdiki huzur evinin orada zeytinlik vardı ve orada arkadaşlarla çok futbol oynamışızdır .Çınar altında herkes toplanır , konserler dinlerdik.Bu arada ben bahsedilen sinemanın sahibinin oğluyum orada çok anım olmuştur.Gerçektende unutulmaz günleri vardır yakacığın yaşayan bilir diyorum ve bütün eski yakacıklıları selamlıyorum .
13. salih tümay

merhaba bende eski bir yakacıklıyım 1965 doğumluyum bahsetteğiniz sinemalarda çok vakit geçirdim bahsettiğiniz meydanda çok şiir okudum bando takımındaydım birkan tümayı tanıyanlarınız vardı herhalde babam kendisi rahmetli oldu yakacık eskiden çok güzel bir yerde şimdi eski halini mumla arıyorum ama yinede hala yakacıkta yaşıyorum
14. elif

Yakacık- Ayazma denince akla ilk önce ayazma çay bahçesi gelir…o eski günlere götürür sizi …
incelemek isteyenler olursa: http://www.ayazmacaybahcesi.com
15. kemal

Slm herkese slm Yakacıklılara ben semtimizin perşembe pazarının yanında oturuyorum. Ben burda gözlerimi dünyaya açtım Yakacığı çok seviyorum. Yakacık bir yaşam yeri havasıyla, doğasıyla, ormanıyla, ayazmasıyla. Böyle işte Yakacık çok güzel…
16. cetın

büyük üstad ZEKAİ TUNCA Güzel Semttımıze şarkı bıle yapmıs 78 dogumluyum dedem 64 senesınde yazlık ev yaptırmıs karakolun karsısı bahceli 3 katlı bına hala burada ıkamet edıyoruz ama nerde eskı yakacık ahhhh
17. tülay

Selamlar ben 73 doğumluyum. Bu köyün kızıyım bende Yakacık’ı çok seviyorum her nekadar göçlerden dolayı kalabalıklaşsada yinede doğup büyüdüğüm yer bir türlü kopamıyorum.Hasanpaşa mezunuyum bende bir oğlum bu sene mezun oldu diğeri ise 6.sınıfta Hasanpaşa’da ne mutluyumki çocuklarımda bu köyde doğup büyüdüler okuyorlar.Ama eski Yakacaığı özlüyorum açıkçası Çınaraltı çay bahçesi yazlık sineması.Sinemanın yerine bina yapıldı.Eski güzelliğini kaybediyor artık.Hasanpaşa da yıkılıyor yenisi yapılacak o nostaljide tarihe kavuşacak yakında.Yakacıklı olan ve Yakacığı seven herkeze selam olsun
18. Fethi Satıcı

Özlemi ve eksikliği hissedilen böyle bir siteyi yayın hizmitine sunduğunuz için size doğma büyüme bir Yakacık’lı olarak teşekkür ediyorum. Ben 1942 doğumluyum Sözü edilen 0 üç güzel sinemadan biri olan Arzu sinemasını en son ben işlettim.(1972-73-74) Şöyle bakıyorumda genç kardeşlerimiz eski Yakacık’tan söz ediyorlar.Ne varki çok eksiklikleri var çünkü yaşları müsait değil. Eski Yakacık’ı değerli ağabeylerimizden Kahya Selahattin,Muhtar Çetin,Erdem Çelepgil ve benim kadar bilmezler.Yakacık’ın özelliği,güzelliği,tutuculuğu,birlik ve beraberliğini bu sitede anlatmaya kalkarsam buna yer kalmaz.Yakacık’ı en güzel Kahya Selahattin ağabiyimiz ve Erdem Çelepgil ağabeyimiz anlatabilir. Ben Yakacık’ın yetiştirdiği milli sporculardan ve Uluslararası gazetecilerindenim. Yukoslavya ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti(KKTC)’ de gazetecilik görevlerinde bulundum.Şu anda da KKTC’de halen bu görevimi hobi olarak devam ettiriyorum. Yakacık ile ilgili çok haberler ürettim.Çünkü eskiyi çok iyi biliyorum. mesela Rahmetli Ş0för Emin ağabeyin motorsiklet tekerliği gibi telli lastikli arabasından başka Yakacık’ta araba yoktu,Ankara yolu da yoktu.Sözünü ettiğim yıl 1950.Yani 58 yıl öncesi.Yorum yazan kardeşlerim babaları,ağabeyleri benim arkadaşlarım ve ya ağabeylerimdi. çocukluğumuzda Yakacık’ta elektrik yoktu.Çınaraltı kahvesinde sessiz sinema oynatılırdı o devirde.Cumhuriyet Bayramlarında çengiler göbek atardı Yakacık meydanında. Yorumcu kardeşlerime şöyle bir sorsam ve sizler Sütçü Adile teyzeyi,Yakacık’ın efsane muhtarları İbrahim Çolpan, Ekrem ağabeyi,Muhtar Kumral Başöğretmeni(Yasemin Kumral’ın babası),Dondurmacı ve helvacı Adem amcayı,yemişçi hüseyin ağayı,Dondurmacı Muharrem’i(Torunuyum),Arzu sinemasının üstünde olan Yıldız sinemasını,Nimet oteli sinemasını,Kaptan’ın köşkü sinemasını ve sinemacı Rahmetli Burhan ağabeyi hangileri tanır ve ya hatırlarlar.Yakacık’ın ilk Üniversite mezunu Yavuz ağabeyi,sesi güzel Ruhi ağabeyi,Kahya Bahri ağabeyi,kadir babayı,Ekrem babayı,rıza babayı,Arif dayıyı bilirlermi?Ayazma çamlı gazinodan veya Aydostan Kartal’a baktığınızda tek bir ev veya gece yanan tek bir ışık olmadığını gören ve bilen varmı? Yakacık’lı bir aileye ve ya bir kıza bırakın laf atmayı şöyle bir yan baksın ve ya evinin önünden geçenin bir araba dayak yediğini,Yakacık’lı gençlere sataşan yabancıların üzerine köy gençlerinin hepsinin birden saldırdığını bilen varmı? Yakacık öyle bir kaç cümle ile anlatılması mümkün olmayan efsane bir köydü. Unutuyordum Ahçı Nazım,Adalı,Aziz usta,Kadir usta,Kasap Akif,mezarcı Adnan ağbi,Mehteran Sadi ağabeyi tanıyanlar varmı? Yani yorumculardan.Yakacıktan Kartal’a yürüyerek gider yüreyerek gelirdik. Araba ne gezer.Peki Erdem Ağabeyimin babası Rahmetli Kasap Hafız’ı Çamur İbrahim’i Kavas İsmail’i tanıyanlarınız varmı. Bırakında eski Yakacık’ı kahya Selahattin,Muhtar Çetin,sinemacı Erdem ağabeyimiz ve ben anlatayım. Sizlerin anlattıkları dünkü Yakacık.Birinize sorsam ve Yakacık’ta çıkan yangınlar camii altında hazır bekletilen Tulamba ile söndürüldüğünü kaçınız bilir? Biz o devirleri gördük ve yaşadık.Peki fırıncı Şefket amcayı,Rahmetli Ayı Cemal’i ve yakacık’taki un değirmeni,yahne ve harmanları bileniz varmı? yinede eski Yakacık’ı gündeme getirdiğiniz için site sahibine ve yorumculara teşekkür ediyorum.
19. nicomedian

Başta Fethi Satıcı beyefendi olmak üzere buraya ugrayan, yorum yazma nezaketi gösteren tüm Yakacıklılara ve eski Yakacık’ı sevgiyle ananlara sonsuz teşekkürler.
Fethi bey,ben bu yazıyı duygu ve düşüncelerimizi paylaşmak istediğim için yazdım. Sizin gibi eskiyi bilenlerin paylaşımı benim için çok değerli. Kimbilir sizde ne güzel hikayeleri ve fotoğrafları vardır Yakacık’ın. Gerçekten gıpta ettim. Keşke kitap filan yapıp değerlendirseniz. Ne güzel olur Yakacık adına.
Yine ziyaretinizi beklerim.
Şefika
20. Fethi Satıcı

Sevgili kardeşim,Yakacık sevdalısı önce hakkımdaki düşünceleriniz için sonsuz teşekkürlerimi sunar,saygı ve sevgilerimi sunarım.İnşallah tanışma fırsatımızda olur diye düşünüyorum. Evet elimde 58-60 yıl öncesi ve 38 yıl önceki bazı fotoğraflar var.Ele içlerinden bir tanesi varki nasıl anlatayım? Yanılmıyorsam yıl 1950 ve ya 1952. Nur içinde yatsın Muzaffer Sağun öğretmenimiz(Asaf’ın annesi)sınıf arkadaşlarım rahmetli Doğan Kesici,Yavuz Kahraman,Cemalettin Bayramoğlu,Tülay Aykut, Niyazi Kılıçaslan, Rüstem,Belma,Nur,Selma Tozan,Semaat, Aynur,Muzaffer Bicioğlu, Celal Başer,Ruşen ve diğerleri. Yakacık ile ilgili tabii çok anı ve hikayem var.bazı fotoğraflar da mevcut. İnşallah sitenizde yayınlanmak şartı ile benim için paha biçilmez olan bazı fotoğrafları size vermek isterim. Buram buram tarih kokan Yakacık mert insanların,birbirine saygı gösteren ve yardımda bulunan insanların birlik ve beraberlik içinde yaşadığı bir yerdi Yakacık. Uzun kış gecelerinde rahmetli Aliye teyze,Nimet hanım,teyzenin masalları ile büyüdük. 28 yıl önce Yakacık bir belde belediyesi idi. Belediye Başkanımızda dayım ve annemin okul arkadaşları Rahmetli kadir Evsen’ di.Nur içinde yatsın,mekanı cennet olsun. Size ilginç bir hikayemi anlatmak istiyorum. Yıl 1957 veya 1958.Güreş Milli takımlarımız Nimet Pansiyonunda kamp yapmaktalar.Dürüşafaka Huzur Evinin arkası.Bizde henüz delikanlı çağına yeni girmişiz kanımızın kaynıyor.İşte 0 güreş milli takım kampı benim güreşçi olmamı sağladı.Bu kapmta Rahmetli Hamit Kaplan,Sülayman Baştimur,Teyfik Kış,Ahmet Bilek,Dursun Ali Erbaş,Mithat Bayrak,Yaşar yılmaz,Müzahir Sille,Burhan Bozkurt gibi Olimpiyat,Dünya ve Avrupa Şampiyonlukları kazanmış güreşçiler vardı.0 andan itibaren güreş sporuna karşı içimde bir ilgi ve sevgi oluştu. Kartal Güreş kulübünde güreş sporu yapmaya başladım ve kısa bir süre sonrada Haydarpaşa Demirspor Kulübüne alındım.Burada güreşi ilerlettikten sonra FB güreş takımına geçtim ve burada ilgililerin dikkatini çektim ve 1960 Roma Olimpiyatları 52 kilo Greko-Ramen Güreş Milli Takım namzet kadrosuna alınarak seçmelere tabi tutuldum.Yaş 18 genç ve tecrübesizim.Buna rağmen seçmelerde çok ünlü iki rakibimi yendim ve takıma girmek için daha sonra Prof. Dr. olan Dr. Halil Kazım Gedik ile seçme yaptırdılar.Karşılaşmanın ilk dakikalarında açık ara önde olmama rağmen sırf tecrübesizliğimin kurbanı oldum ve kazanacağım maçı tuşla kaybettim. Yani Olimpiyat kadrosunun kapısından döndüm.Büyüklerim beni teselli ettiler”Üzülme daha çok gençsin ilerde milli takıma girersin”şeklinde teselli ettiler. Daha sonra Olimpiyat,Dünya ve Avrupa Şampiyonu İsmet Atlı Ağabeyim tercüman gazetesinde güreş ile ilgili köşe yazısı yazıyordu.daha sonra bir kaç kitap yazdı.Köşe yazılarında ve yazdığı kitaplarında daima bana yer vererek” Fethi Satıcı uzun boylu,çok teknik,güreşirken oyun icat eden,rakiplerini gafil avlayan karayağız bir pehlivandı. Ne varki güreş yaşamı kısa sürdü. Devam ettirseydi Olimpiyat,dünya ve Avrupa şampiyonlukları kazanacaktı. Çünkü zorlanmadan ve kolayca yendiği rakiplerinin çoğu Dünya,Avrupa ve Balkan şampiyonu oldu.Fethi Satıcı dünya güreşinin gelmiş geçmiş en uzun boylu güreşçisi (172) idi.Uzun kolları ve ters bir güreş stili vardı.Kafakol,tek kol ve subleks ustası idi”şeklinde benden söz ederdi. Allah sıhat,afiyet ve uzun ömür versin.İsmet Atlı ağabeyimle arasıra da olsa görüşüyoruz ve eskileri yad ediyoruz. daha sonra 1948 Londra Olimpiyatlarının efsane şampiyonu Rahmetli Dr. Gazanfer Bilge, beni himayesine aldı ve öldüğü güne kadar da yanından ayırmadı.1963 yılında askere gittim ve bir süre Erzincan Karagücü Güreş takımında güreştim,çeşitli dereceler elde ettim. Terhisimden sonra İş hayatına atıldığım için çok sevdiğim güreş sporunu bıraktım. Fakat kopmadım.Geleneksel Spor Dalları Federasyonu,Türkiye Güreş Federasyonu Basın Kurulunda görevler aldım. Ayrıca İstanbul Güreş Ajanlığı Tertip komitesi Genel Sekreterlik görevinde bulundum.Ayrıca ABD Milli takımını 12-2 malup eden Kartal Güreş İhtisas Kulübünün 2. Başkanlığını yaptım ve takımımı 1979 yılında Polonya’nın Katowiçe şehrindeki uluslar arası güreş turnuvasını götürdüm ve 4 ülkenin katıldığı turnuvada kartal üçüncü oldu. Halen Türkiye Güreş Federasyonu Basın Kurulu üyesiyim. İşte Yakacık böylesine görülmemiş bir tasadüf sonuncunda bir milli takım sporcusu ve ünlü bir basın mensubu yetiştirdi.Uluslar arası basın kardı sahibiyim.15 yıl Anadolu Ajansı Bölge muhabiri olarak görev yaptım.
21. Fethi Satıcı

Bendeki gerçek hikayeler ve hatıralar bitmez. Yakacık ile ilgili çok hikayeler ve hatıralarım var.İnşallah ilerki günlerde bunlarıda izin verirseniz sitemizde yazarız.Kitap çıkarmaya gelince tabiki düşünüyorum.Şu anda Türkiye’nin en önemli,konulu ve ilginç resim arşivim var. Tam 45 senilik siyasiler,güreşler,güreşçiler,Kırkpınar ve gazetecilik görevlerinde bulunduğum Polonya,Çekoslavakya,Macaristan,Yukoslavya,Bulgaristan,Ramanya,İsviçre ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti(KKTC) ile ilgili neler neler. Şu anda da bazı gazete ve sitelerde fahri olarak köşe yazısı ve haberler yazıyorum. Özellikle Kıbrıs,Romanya,Bulgaristan,İsviçre ve KKTC ile ilgili köşe ve haberlerili ‘Kartal Gazetesi) sitesinden ve de http://www.haberevreni.net http://www.ekstrahaber.net ve http://www.haberkurtköy.com‘dan izleyebilirsiniz. Sadece Fethi Satıcı yazın ve tuşa basın benimle ilgili bazı özetler bulacaksınız.kalın sağlıcakla.Tüm Yakacıklılara ve de Yakacık sevdalılarına selamlar olsun. Fethi Satıcı Uluslar arası Gazeteci-Yazar.
22. Fethi Satıcı

Nedense sitenin ziyaretçisi çok az. Yoksa yorum yazmaya gerekmi duymuyorlar yoksa üşeniyorlarmı.Bunu anlamakta güçlük çekiyorum.Site çok fakir kalmış diye düşünüyorum. Vay Yakacık sevdalıları vaaayyyy….
23. nicomedian

Sayın Fethi Satıcı,
Değerli katkılarınız, üşenmeyip yazdığınız anılarınız için sonsuz teşekkürler.
Burayı ziyaret edip de yorum yazmayan sevgili Yakacık’lıları hoş görmek lazım. Biz millet olarak yazılı kültürden hoşlanmıyoruz galiba:)) Bir de buna çağımızın görselliğe dayalı bir çağ olmasını katarsak…
Sitenin ziyaretçi sayısı WordPress’e konan mahkeme yasağından sonra hızla düştü. Birçok kişi bu siteyi açamadı. Ancak siz ve sizin gibi yurtdışında oturanlar bu siteye ulaşabiliyorlar.Ben Türkiye’den de erişimin kolay olabilmesi için yeni bir adrese taşıdım bu blogu. Yeni adresimi ana sayfadan duyurmuştum.(http://nicomedian.blogspot.com ) Sizi oraya da beklerim.

Selam ve saygılarımla.

Şefika

27 Kasım 2007 Salı

Belgrat Ormanı ve Kilyos



Bol limonlu, ekstra beyaz peynirli karışık ot salatası bugünkü öğle yemeğim.
Bu ot yazısını ise ormanda geçirdiğim olağanüstü güzellikteki güne borçluyum.
Denizde sis, havada güneş vardı...

Kalabalık bir gruptuk. Sarıyer’de buluştuk. Sabah saatleriydi ve boğaz sisler içindeydi. Yazdan kalma, insanın içini yaşama sevinci dolduran günlerdendi. Hani tam pastırma yazı dedikleri. Dostlar da sıcacıktı. Balıkçı tekneleri yanında çay içtik. Tost yedik. Ardından doğru Kilyos’a. Oradan orman yollarına daldık.


Kayalıklar aştık, uçurumlar (!) geçtik, ıssız kumsallarda dolaştık, çamurlandık, sulara girdik. Şahane bir yürüyüş oldu. Bir ara önümüze Uzan’ın eski arazisinin tel örgüleri çıktı ama onlar bile bizi yolumuzdan alıkoyamadı. Çalıların arasından geçip karşı yamaçtaki yola ulaşmayı inat edip başardık. Sonra ver elini orman. Beni denizin mavisinden de çok sevindiren orman oldu: Bitkiler. Nelerle karşılaştım nelerle. Bin bir çeşit ot. Acı marullar, turpotu, bol bol taptaze kuzukulağı, çoban iğnesi, sinir otu... Evet inanmayacaksınız belki ama hepsi oradalar. ‘Ben buradayım, siz neredesiniz’ diyorlar adeta Oğuz Atay gibi. Yalnız sinir otlarından toplayamadım. Çünkü onlara daha ormana girmeden, yürüyüşün ta başlarında rastladık. Yani daha ot toplama sevdasına tam olarak kendimizi kaptırmadan... Yürüdüğümüz patikanın iki yanını kaplamıştı sinir otları. Adına bakmayın çok sevimli görünüşü olan bir ot bu. Belki saksı çiçeği bile yapabilirsiniz. Renkleri de öyle canlı bir yeşildi ki.
Sonra bir yamaçta kuzukulaklarını görünce artık dayanamayıp yolmaya başladık. Araya ötekiler de karıştı.
Hayatımda gördüğüm en büyük mantarlara ise orman yolunda rastladım. Neredeyse 35-40 santim genişlikteydi biri. Bir tanesi üzerine yıldız tozu serpilmiş gibi ışıl ışıl parlıyordu. Üzeri pembe beneklerle kaplı olanını da gördüm. En çarpıcı mantarların en zehirlileri olduğunu bildiğimden elimi bile sürmedim hiçbirine.

Kocayemiş toplayanlar...

Meyvelerdense, bir orman dolusu kocayemiş ve tabii muşmulalar. İnanılmaz bir kocayemiş bolluğu vardı, insanın gözünü döndüren cinsten. Bu güzel meyvenin tadını biliyorsanız durup toplamadan edemezsiniz. Görünüşü zaten baş döndürücü. Öyle ki onlar yüzünden birkaç meyve ve ot hastası grubumuzdan kopmayı bile göze aldık. Ama sonuçta eve bir dolu otla ve meyveyle dönmeyi başardık. Ne yazık ki ben kocayemiş tadını çok sevmeme karşın (bütün orman meyvelerine bayılırım zaten) alerjik bünyem nedeniyle fazla yiyemeyenlerdenim. Sadece on tane filan yedim ama o bile beni fena çarptı ne yazık ki. Bu yüzden alerjik bünyelilere aman dikkat diyorum. Bu güzel meyveye kendinizi kaptırmayın...

Belgrat ormanında medeniyet (!)

Peki sonra ne oldu: Kuzukulakları salataya karıştı. Diğerleri az haşlanıp evde zaten beni bekleyen (Kartal cuma pazarından) ısırganlarla birleşti ve sevgili Tijen’in Bir Ot Masalı’ndaki o caanım tariflerine dönüştü: Salata, börek içi... Ehh Yurdumun Yenilebilir Otları kitabına bakmayı da ihmal etmedim elbet.
Ben bu gezi sonrası çok mutlu oldum dostlar. Sizlere de şiddetle bir doğa yürüyüşü ve keşif gezisi öneriyorum. Hemen şimdi...

.......................o0o....................

8 Kasım 2007 Perşembe

Hisar Kave'de sabah

Karakolun yokuşundan inerken ilkin deniz günaydın, der size. Durağın arkasında süt mavi dudakları kıpır kıpırdır denizin.
Durağı geçince yaşlı eczacı hanım. O eczane kalkalı çok oldu tabii oradan. Onun Rıfat Ilgaz'ın eski aşkı olduğu söylenirdi. Kır saçını arkaya topuz yapan, minyon ve hoş bir hanımdı diye hatırlıyorum. Eczanenin içinde el yapımı ilaçlar için havanlar, birtakım ağzı mantarlı cam şişeler filan vardı. Karşıdaki Tekel büfesi Zekeriya, ayrılmaz parçası tahta park kanepesiyle iskeleye yapışmış gibidir. Daha geç saatlerde sökün edecek müdavimlerini bekler. Akademili ressam ( trafik kazasında ölen) Rafet’i ve daha birkaç dostunu...
Set gibidir kave. Birkaç merdivenle çıkılır. Merdivene çok sonradan gölgelik yapılmış. Eskiden yoktu. Yazın, baharda, güzde hele hava ılıksa bahçe kısmı hep tıklım tıklım olurdu. Kışsa içerde ya bir kişi olur ya iki. Bazen kimsecikler yoktur. Yine de yokuştaki öğrenci evinin ıssızlığından, karanlığından kurtulmaktır kave. Orada mavisi denizin, gözünüzü, gönlünüzü maviye boyardı. Ilık hava ısınmayan ellerini ısıtırdı insanın. Ali Baba'nın sesi içini... Ya da içerde yanan sobanın çıtırtısı kuşatırdı yüreğini. O yüzden kahvaltıyı orada yapmak günün ilk elzem işidir. Sadece bir iki poğaça alabilen öğrenci bütçemle orada sabah çayımı içerdim. Yanına poğaçaları katarak. Poğaçalar bitişikteki -sanki asırlardır var olan- pastaneden alınırdı. Eskiden civarda başka pastane de yoktu zaten. Elin mahkum oradan alırdın poğaçanı.
Ali Baba kocaman avucuna sıkıştırdığı iki küçük çayla yağmurlarla kararmış, yamru yumru tahta masaya yanaşır ‘Hoş geldin kızım’ derdi. Ben de hatırını sorardım. Aradan üç sene de beş sene de geçmiş olsa sanki daha dün görüşmüşüz gibi sıcaktı o. Bazen uzun yıllardan sonra yoklardım. "Sen beni hatırlamazsın Ali Amca”. “Hatırlamaz olur muyum kızım!” derdi. Bazen inanır, bazen inanmazdım. Onun dumanlı kafasında olsa olsa sisler içinde bir görüntüm kaldığını düşünürdüm. Her sabah gelen, kalabalık masalardan kaçan kız...
Ama bakışları daima dumanlı, uzakta. Sana baksa da uzaktadır. Sabahın erken saati de olsa...
Kavede resim yapardı Rafet. (Bizi Nur tanıştırmıştı. Ne güzel ismin var Nur. Ne güzel arkadaşların var.) Birgün taze balıklarla oturduğunu gördüm masada. Balıkların resmini yapıyordu. Bir balık natürmortu. Şaşırtıcıyı benim için. Herkesin çay içtiği masada çiğ balıklar ve ıslak boyalı resim kağıtları vardı.
Sonra, belki öğleden sonra ‘Orta Kantin’ tayfası akın ederdi. Yanyana tanıdık masalar. Kavede gazete, kitap okumak moda değildi daha. O zamanlar oturup kavede vatanı kurtarırdık (!) bir solukta. Her gün yeniden... Yüzlerce (!) çay eşliğinde. Bazen bira.
12 Eylül öncesi zamanlarıydı. Daha kave film mekanı (Tabutta Rövaşata) olmamış, kitabı (Çıracıoğlu) yazılmamıştı. Ali Amca burayı kardeşine devredip gitmemişti. Çaylar pahalanmamıştı. Eski dostlar pılıyı pırtıyı toplayıp göç etmemiş, yerlerini yeni kuşaklara terk etmemişti. Daha tribe giren filan da yoktu orada. Çok çok bira sarhoşu olunurdu. Diyorum ya vatanı kurtarmaya giderdik oraya. Hisar'ın hakiki Hisar olduğu zamanlardı. Köprünün gölgesi üstüne, gürültüsü beynine düşmeden önce.
***
Sabah haberlerinde duyduğum kadına yönelik şiddet araştırmasıyla ilgili birşeyler yazmaya oturdum ama nedense bu yazı çıktı ortaya.
Hava kapalı dışarda. Yağmur yağacak belki. Ondan mı hatırladım birden, boğazın mavi akan sularını, mis gibi baharını, mazide kalan insanlarını bilmem...